İsmi Lazım Olmayan Serçeler
- Mekanın Ruhu
- 15 Kas 2022
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 20 Tem 2023
"Gehî bir lâne-i güncişk-i bî-ârâm için saklar"
Şu anda ağırlıkla Ömer M. Koç koleksiyonundaki yapıtlarla oluşan, küratörlüğünü Brigitte Pitarakis ve Selen Ansen'in yaptığı “İsmi Lazım Değil” adlı sergiye ev sahipliği yapan, Abdülmecid Efendi köşkünün ikinci katında bence 3 parçadan oluşan bir sembolizm ağı sizi bekliyor. Birinci parça bir hat levhası, 2. Parça yerde ölü yatan serçeler ve 3. Parça ise bir cümle… Bu 3 benzemez bir anlatının 3 tamamlayıcı parçası.
Gelin bunları birbirine bağlayalım.
Abdülmecid Efendi köşkünün ikinci katına çıktığınızda bir beyitle göz göze geliyorsunuz.
“Hudâ dîvâr-ı devlet-hâne-i erbâb-ı ikbâli
Gehî bir lâne-i güncişk-i bî-ârâm için saklar”
.
“Allah; İkbal sahibi, varlıklı kullarına ait evlerin duvarını bazen,
O duvarda yuva yapmış bir serçenin yuvası bozulmasın diye yıkmadan tutar”

Vakt-i zamanında kim yazdırdıysa Üsküdarlı Razi'nin beytini bu duvara, bir şeyin farkındalığına eriştiğini görmek gerekir. Hatta bu farkındalıkla gelen içindeki o güvensizliği, tekinsizliği -hatta korkuyu- hissetmemek de elde değil. Bu kişi o koskoca, muhkem, tezyinatlı duvarlarının bir serçenin yüzü suyu hürmetine ayakta kaldığını düşünüyor. Serçeye Hüda'nın ettiği merhamet sayesinde evi ayakta duruyor. Kimbilir belki de fikrince, kendisi yok olmayı çoktan hak etmiş, ancak bir serçenin yuvası bozulmasın diye yerle bir edilmemiş olabilir. Onu ayakta tutan ne parası ne malı ne mülkü sadece güçsüz bir serçe…
Sonra hemen yan kapıdan içeri girdiğinizde ise “Eyvah” dökülüyor dudaklardan. Çünkü yerde onlarca serçe ölüsü. O erbab-ı ikballerin evlerini ayakta tutan serçeler yerlerde. Demek ki duvarların yıkılmasının önünde hiçbir engel kalmamış, yuvalarının hatırına duvarların ayakta tutulduğu serçeler aradan çekilmiş. Demek ki duvarlar; onlarca, yüzlerce yıkılmaz denen duvar yerle bir olmuş.

Eğer bu şoktan kurtulup başınızı bir yana daha çevirebilirseniz yıkılanın ne olduğu, yanda açık olan kitabın sol sayfasında sizi bekliyor. “De la ruine de l’Empire des Turcs” “Yani Türk İmparatorluğunun yıkılışından…” Milyonlarca kitabın arasından seçilen bir kitaptaki tek bir cümle serçelerle başlayan bu zincirin son halkası olmuş.

Duvarların hatırına ayakta tutulduğu onlarca serçe ölünce, yerle yeksan olmasının önünde hiçbir engel kalmayan duvarlar yıkılmış. Ve taş üstünde taş kalmayınca erbab-ı ikballerin evlerinde, nihayetinde çöken imparatorluğun kendisi olmuş. Masumların katli devletlileri ve dahi devleti yok etmiş. Vakt-i zamanında o beyti yazdıran, İmparatorluğun yıkılışının ayak seslerini duymuş. Ve sonra onu da başka birileri duymuş ki bu sergi vücuda gelmiş.
Ya da bence başka bir şey olmuş. Kolektif bilinçdışının kendisi dile gelmiş. Bu sergi vesilesiyle çoktan göçmüş erbab-ı ikballerin evinde, 100 yıl öncesinden yapılmış bir beyti modern sanatla konuşturmuş, ve bu üç eseri bir araya getirerek bize bir mesaj vermiş.
Her durumda
Ne ala bir sembolizm…
Ne kadar parçalı bir anlatı.
Ne kadar gizli, ne kadar göz önünde…
Ve ne kadar görünenin ötesinde…






Cok ince bir ruhtan cikmis bir yazi. Sercelerin bazilari olse de onlarin ruhu yeni bedenlerde yasiyorlar.
Yetmedi gelip bir de burada okudum. Muhteşem detaylar!