top of page

İsmi Lazım Değil'in Gölgesi

Güncelleme tarihi: 20 Tem 2023

Aslında “İsmi Lazım Değil” sergisi ile alakalı bir yazı daha yazmayı düşünmüyordum. (Önceki yazı için tıklayın)

Ancak hala sergi ile alakalı yapılan paylaşımlara denk geldikçe çağrışımlar birbirini izledi.

Ve bir şey karanlığın içinden göz kırptı.

Orada bir gölge vardı.

Abdülmecid Efendi köşkünde, ağırlıkla Ömer M. Koç koleksiyonuna ait eserlerin sergilendiği bu sergide, köşkün bodrum katında, kavramsal çerçevesini Brigitte Pitarakis’in hazırladığı dijital bir sergi var. Konu ise kötülük ve kötülükle mücadele. Bu tema o kadar tanıdık ki sanki girişte Jung sizi karşılıyor gibi oluyor.

Karanlık bir bodrum,

İçinde kötülük, günah ve utanç,

Gölgeyle tanışmaya hoş geldiniz.

Ünlü psikanalist Jung insan benliğini tanımlarken gölge kavramını kullanır. Kendimizde bulunan ama kabul etmediğimiz, beğenmediğimiz, utandığımız, toplumun kötü saydığı tüm özellikleri derinlere, karanlıklara bastırırız. Bizdeki varlıklarını inkar eder ve kapıyı uzun yıllar üstüne kilitleriz. İşte tüm bu özellikler bizim gölge benliğimizi oluşturur.

Orta yaşlarımızda belki bu gölge benliğe dönüp bakarız. Onu bastırmak çok fazla enerjimizi alır, ve bu karanlıkta aynı zamanda bir hediye de vardır. İhtiyacımız olan canlılık, yaratıcılık oradadır. Psişemizin karanlık labirentlerine girip, kötü, günahkar özelliklerimizin farkına varmak, aralarında dolaşmak bize güç verir. İyisiyle kötüsüyle bir bütün haline geliriz. Ve o noktadan sonra başka bir düzeyde yaşam başlar (diye umuyorum)

İşte “İsmi Lazım Değil” sergisi de bu enstalasyon ile sizi insanlığın derine ittiği günah ve kötülüklerle tanışmak üzere yer altında güneşin sızmadığı bir labirente çağırıyor. Üst kattaki enfes güzellikteki odalar yerini üstüne kilit vurulmuş bir karanlığa bırakıyor. Sergilenene karşı saklanana, gurur duyulana karşı utanılana doğru bir yolculuk…

Bu karanlıkta insanlığın ilk günahı ile karşılaşıyorsunuz. İlk günah ilk utanç, en büyük yük. Hz. Adem ve Havva’nın elmayı yemesi…

Bir sonraki adımda Osmanlı’nın adeta bir gölgesi olarak kolektif bilinçdışında yaşayan/yaşatılan Bizans’ı burada görmek de çok yerinde. Yüzeysel popüler anlatılarda her türlü entrika, zayıflık ve bozulma ile özdeşleştirilen, muktedir ve faziletli Osmanlı’nın gölgesi olarak yaşatılan Bizans. Bir gölge olarak bu bodrumda hak ettiği yeri almış.

Ancak ötekinin de ötekisi var, bu seri bitmez…

Paganlıktan Hristiyanlığa geçen Roma İmparatorluğu’nun (Bizans’ da içine alan şekilde), artık günah sayarak, gölgeye hapsettiği, Yerebatan Sarnıcı derinliklerine attığı Pagan sembollerden Medusa başını ve Herkül’ün sopasını da burada görüyoruz.

Osmanlı’nın gölgesi haline gelmiş Bizans’ın gölgesi olan Pagan inançlar.

Bu gölgenin gölgesini görmek gibi bir şey.

Bu fizik ötesi.

Ve bu mükemmel bir derinlik.

İnsan gölgeye, bu gizli alana doğrudan bakamaz. Gölge tehlikelidir ve bilincin ışığı canını alacakmış gibi hep saklanır. O yüzden bu sergi vesilesiyle bodruma adım atmak, o gölgelere yaklaşmak, tüm bu ara geçişler ve yansıtmalar, kendi gölgemize yaklaşmamızı sağladığı için hem değerli hem de sembolik bir anlam taşıyor.

Ve evet gölgemize daha çok bakmalıyız çünkü Jung’un dediği gibi onun %90’ı saf altındır ve bütün bir insan olmak, iyi bir insan olduğumuzu sanmaktan çok daha değerlidir.

Serginin bu bölümüne ait tek eleştirebileceğim şey yatıştırmak, mücadele etmek, mağlup etmek gibi kavramların bu kat için kullanılmasıydı. Oysa gölge ile savaşılmaz, o sadece kabul edilir….




1 Yorum


Murat Sofuoglu
Murat Sofuoglu
12 Eyl 2023

Mukemmel derinlikte bir yazi!

Beğen

Mekanın Ruhu Bloga Abone Olun

İletişim bilgilerinizi bırakın ve blog yazılardan, turlardan ilk siz haberdar olun.

Teşekkürler!

Mekanın Ruhu 

Tüm Turlar TURSAB A9463 numaralı Mia Travel seyahat acentesi ile düzenlenmektedir.

©2025, Mekanın Ruhu.

bottom of page